Markamama.com


Cevap Yaz
Eski 12-02-09, 21:48   #1
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Post laiklik

aiklik yanlız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. bütün yurttaşların,vicdan,ibadet ve din hürriyeti demektir. laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi,sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için,gerçek dindarlığıngelişmesi imkanını temin etmiştir.din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.medeni olmayan insanlar, medeniolanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.atatürk`ün gençliğe hitabesini kelime , kelime okuyalım.. sanki bu günler için yazmış.rahat uyu atam!gençlik senin izinde...

Bu konu en son " 12-02-09 " tarihinde saat 21:54 itibariyle moderatör veya konu sahibi tarafından düzenlenmiştir....
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-02-09, 00:27   #2
 
meneldur üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Yaş: 35
Mesajlar: 885
meneldur Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

laiklik kavramının kaybedildiği bir dönemde kimsenin söylecek iki çift lafı yok sanırım. açtığın konu çok güzel teşekkür ederim kendi adıma. ama bukadar kısa bahsetmeseydin keşke kardeşim. uzatılması gereken bir konudur laiklik. sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması diye köreltilir hep çocukların kafasında.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-02-09, 00:40   #3
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Thumbs up Cvp: laiklik

meneldur tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
laiklik kavramının kaybedildiği bir dönemde kimsenin söylecek iki çift lafı yok sanırım. açtığın konu çok güzel teşekkür ederim kendi adıma. ama bukadar kısa bahsetmeseydin keşke kardeşim. uzatılması gereken bir konudur laiklik. sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması diye köreltilir hep çocukların kafasında.
ilgine teşekkür ederim.doğru söylüyorsun,küçük beyinlere öyle yerleşiyor.lütfen bu konuyu hepberaber açalım..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-02-09, 01:36   #4
 
raix üyesinin avatarı
 
İstanbul (Anadolu Yakası)
Üyelik Tarihi: Eyl 2008
Mesajlar: 1.222
raix Çevrimdışı
Blog Başlıkları: 1
Varsayılan Cvp: laiklik

Din ve devlet işlerini özde değil sözde ayırmayanların halini görüyoruz..
Ülkemizin bu hassas döneminde daha dikkatli ve duyarlı olamamız lazım.Keti arkadaşın dediği gibi Gençliğe Hitabe yol gösteriyor.

Keşke Laiklik tam anlamıyla uygulansa,anlasak ve ona göre yaşasak.. Daha iyisi olana dek
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-02-09, 01:49   #5
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

burada gençliğe büyük işler düşüyor.atatürk; ey yükselen yeni nesil,istikbal sizindir.cumhuriyeti biz kurduk,onu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.... bütün ümidim gençliktedir.asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan,halkını esir eden,içerdeki cephenin suskunluğudur....diyor.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-02-09, 03:01   #6
 
meneldur üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Yaş: 35
Mesajlar: 885
meneldur Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

keti tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
burada gençliğe büyük işler düşüyor.atatürk; ey yükselen yeni nesil,istikbal sizindir.cumhuriyeti biz kurduk,onu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.... bütün ümidim gençliktedir.asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan,halkını esir eden,içerdeki cephenin suskunluğudur....diyor.
keti sevdim seni güzel düşünceler. güzel bi insansın kardeş Mevzuu bahis vatansa gerisi teferruattrı demiş saçteline ölünesi Atamız. içerdeki cephe suskun değil artık satılmış durumda
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-02-09, 19:31   #7
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Question Cvp: laiklik

meneldur tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
keti sevdim seni güzel düşünceler. güzel bi insansın kardeş Mevzuu bahis vatansa gerisi teferruattrı demiş saçteline ölünesi Atamız. içerdeki cephe suskun değil artık satılmış durumda
bende seni sevdim.. konuyla ilgili raix ve sen yazdın.teşekkürler.memleket meseleleri, gençliği pek ilgilendirmiyor gibi geliyor bana! zamanında bir siyasetçimiz,bir gence; bak delikanlı ,ata yı sevmek bir ibadettir demişti.türk milletinin iktisadi ve kesin kararı,medeniyet yolunda,hiç durmadan,yılmadan ilerlemektir.türk çocuğu,ecdadını tanıdıkça,daha büyük işler için kuvvet bulacaktır.bizim için bu bir hayat davasıdır..... hani nerede!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-09, 00:57   #8
 
meneldur üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Yaş: 35
Mesajlar: 885
meneldur Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

LAİKLİK

aiklik Batı'da meydana gelen devrimlerle adı anılmaya başlanan bir kavramdır. Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını, akılcılığı ve devletin din ve vicdan hürriyetini tanımasını kapsar. Ancak Hıristiyanlık ve İslamiyet'in farklı özellikleri laikliğin kabulünü Türkiye açısından daha yaşamsal bir konuma getirmiştir. Hıristiyanlık dünyada yeni yayılmaya başladığında Hz. İsa, dönemin devlet adamlarının kendisine inananlar üzerinde zulüm uygulamasını engellemek amacıyla, "Sezar'ın hakkını Sezar'a veriniz" çağrısında bulunarak dininin devlet karşısında konumlanmadığını göstermişti. Ancak gelişen şartlar doğrultusunda Hıristiyanlığın yayılma problemini aşıp evrensel bir din konumuna yükselmesinin etkisiyle devletle kilise çatışır hale gelmişti. Yine de kilise ve devlet aralarında süregelen tüm çatışmalara, nüfuz mücadelelerine rağmen iki ayrı kurum, iki ayrı çatı altında yaşamasını bilmişlerdir.

İslamiyet'te "Hakimiyet kayıtsız şartsız Allah'ındır" inancı vardı. Bu inanç din ve devlet işlerinin ayrışmasını büyük ölçüde engelliyordu. Hıristiyan Batı, devrimlerin ardından din örgütüne karşı genel bir savaş yürütmemekle birlikte, dinin devlet üzerinde baskı kurmakta direnen unsurlarını tasfiye ederek kilise ile devleti daha kolaylıkla birbirinden ayırmayı başarmıştı. Üstelik Hıristiyan dünyasının tüm dönemlerinde hakimiyetin kilisede mi yoksa kralda mı olduğuna dair zengin bir tartışma platformu yürütülebilmişti. İslam devletlerinin anayasasıysa dinsel temeller etrafında şekillendirilmişti. Eğitim, ahlak dinsel faktörlere göre ayarlanmaktaydı. Buna karşın İslamî dünya görüşünün özellikle ekonomi ve dış politika alanında belirleyici bir etkiye sahip olmaması, kurulmakta olan yeni dünyada çok belirleyici hale gelen ekonomi ve uluslar arası ilişkiler noktalarında İslamî toplumlara sorunlar yaratıyordu. İslam, faizi yasaklıyor ama o devrin yeni düzeninde devletlerarası tüm antlaşmalar ağır faizin kayıtsız şartsız kabulüyle başlıyordu. İslam, öncelikle müslümanların kendi aralarında yardımlaşmalarını öneriyor fakat İslam toplumları arasında oluşturulabilecek bir sistemin kreditörü olabilecek bir devlet ortaya çıkarılamıyordu. Zira İslam toplumlarının önemli bir kısmı uzun yıllar yabancı devletlerin sömürge alanı olarak işlev görmüşler hatta henüz özgürlüklerine bile kavuşamamışlardı.

Ortada temel bir çelişki yatıyordu. Kemalist önderlik ya İslam toplumunun kapalı anlayışını kırmayarak çaresizlik içinde İslamî sistemi evrensel bazda işletecek bir kreditör bekleyecek ya da Batı'ya entegre olacaktı. Büyük Savaş'tan tüm Avrupa devletleri ağır yaralarla çıktıklarından henüz dünya kreditörlüğüne aday bir pax ufukta belirmemişti. Atatürk tercih aşamasındaydı. Yüz bu konuda da Batı'ya çevrilecek ve mahalli karizmatik liderler çerçevesinde örgütlenen


popüler İslam'la, devleti uzun süre geri bırakan Osmanlı'dan kalma resmi devlet İslamî düzenlenecekti. Bunun da yolu laiklikti. Nitekim onun ölümünde sonra yaşananlar liderin bir kez daha öngörülerinde haklı çıktığını gösterecekti. II. Dünya Savaşı'ndan sonra yine Batılı bir güç beklenen paktı kuracak, dünyanın kreditörlüğünü üstlenecek, üstelik uluslararası yeni sistemin sacayaklarını Batı'nın belli başlı devletleri sağlamlaştıracaktı.

Ekonomik olanakları son derece kısıtlı olan, geçirdiği onca acımasız savaştan sonra Osmanlı devletinin borçlarının bir kısmım üstlenen yeni Cumhuriyet, kısa zamanda çağdaş dünyayla arasındaki mesafeyi kapatmalıydı. Bunun önündeki engellerden birisi de, İslamî kökenli, "Bir lokma bir hırka" söylemiydi. Hızla reform yapacak, devrimler çağını sürükleyecek bir topluma ne bir hırka ne de bir lokma yeterdi. Üstelik büyük liderlerin en başat özelliği, çağın kavramlarıyla, çağın değerleriyle konuşmalarıydı. Tüm gelişmiş dünya, ulus, ulus-devlet özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Osmanlı'nın millet sistemine dahil ettiği müslüman unsurlar, çok kısa süre önce "din kardeşleri"ni Batı'yla birleşerek arkadan vurmayı dinî açıdan tartışmayı dahi gereksiz görmüşlerdi. İslam dünyası bile artık mücadelesini ümmeti uğruna değil kuracağı ulus-devletini düşünerek yürütüyordu. Osmanlı'nın son cihat çağrısı açıkça felaket sonuç vermişti. Ayrıca, dünyanın her alanında ekonomiden savunmaya, sanayileşmeden ticarete Tanrı'nın düzenlediği ileri sürülen "imanlı ordular", Batı'nın teknik orduları karşısında ardı ardına yenilgiye uğruyorlardı. Atatürk, bir yükselen değerin daha farkındaydı: Teknoloji. Teknolojiyle-din savaştırılmamalıydı. Zira bu savaştan galip çıkan kayıtsız-şartsız teknoloji oluyordu. Mesele teknolojinin karşısına dini dikmek değil bu ikisini uzlaştırmaktı.


Tarihte görülmüştür ki, çok eski çağlardan bu yana askerler ve din adamları sürekli çatışkı içinde yaşamışlardır. Bunun en temel ermeni yeni bir devlet kurmak ya da devlette hamle yapmak isteyen ilerici askerlerin karşısına din adamlarının büyük kısmının, durağanlanlaştırmakta kendileri açısından yarar gördükleri bazı hatalı dinî yorumlarla çıkmalarıdır. Atatürk, laikliğe geçilirken ülkede pek namuslu din adamları bulunduğunu fakat bazı gericilerin bu kişilerin sesini kısmak istediklerini sıklıkla dile getirmiştir. Mustafa Kemal Paşa, dinle teknolojiyi çatıştıran, dini durağanlaştırmak isteyen zihniyetin devleti sürüklemek istedikleri noktalan iyi tespit etmişti. Oysa son derece açık ve gelişmeyi hedef alan gerçek bir islamiyet vardı. Önemli olan İslam'ın asıl olan bu kaynaklarına yönelip, teknoloji-din çatışmasını ortadan kaldırmaktı. Hedefe varmanın biricik yolu elbette laikliğin kabulüydü. Yani İslam'da laikliğe cevaz olabilirdi. Tanyol, bu noktayı şu şekilde açımlıyor:

"...İslamiyet sosyal bir din olduğundan ve terakkiyi hedef olarak aldığından, diğer dinlerdeki hükümlerin katılığı ve değişmezliği onda mevcut değildir. Bizzat Peygamber,- Kuran'ın ayetlerinde hükümlerin zamana ve mekana tabi olarak değişebileceğine cevap vermiştir. İslam dinindeki bu yumuşaklık ve gelişmeye açık kapı bırakmıştır ki, az zaman içinde serbest içtihada yol açmış ve birçok felsefi meseleler hiçbir zorluğa ulaşmadan gelişmek imkanına sahip olmuştur.

Bundan dolayıdır ki, İslamiyet'te bir engizisyon teşkilatına rastlanamaz.

Önce gelen bir ayetin hükümlerini sonraki ayetin değiştirmesi ve bazen tamamıyla kaldırması, İslam hukukunda, 'Tebeddül-i ezmanla tagayyür-i ahkam caizdir' şeklindeki külli bir düsturla ifade edilmiştir. İşte İslamiyet'te laiklik ve her türlü reform, bu prensibe dayanılarak yapılabilir."


Türk devrimlerinin ya da bütüncül olarak Kemalist Devrim'in özünde laiklik yatmaktadır. Pek çok Cumhuriyetçi aydın, haklı olarak, laikliğe karşı çıkmanın yeni Cumhuriyet'in temel değerlerine, hedeflerine karşı çıkmak anlamına geldiğini savunmaktadır. Aynı görüş çerçevesinde laiklik, düzenin ruhudur, temelidir. Atatürk'ün Laiklik ilkesi, Durkheim'ın tezlerinden oldukça etkilenmiştir. Zira düşünürün savlan medeniyet ve işbölümünün gelişmesiyle dinle devletin farklı alanlara seslenmeye başladığı yönündeydi. Toplumda iş bölümünün ilerlemesiyle beraber toplum hayatının siyasi, ahlaki, iktisadi, eğitimsel ve sanatsal faaliyet kollarının giderek dinin doğrudan etkisinden uzaklaşıp hususi mevkiler edindiklerini kaydeden Durkheim, din de dahil tüm bu kolları kapsamına alan geniş ve homojen bir bütünlük oluştuğunu vurgular. Durkheim, devletin toplumun bütününü, işbölümününü tamamını, uzmanlığın hepsini birbirine karıştırmadan temsil etme mecburiyeti üstlenmiştir. Durkheim buradan hareketle yeni çağda belirmeye başlayan "laik ahlaka" geçer.

Gökalp, Durkheim'ın da etkisiyle Batı'daki reform çabalarını yorumladı. Düşünür, ümmet dininin çöktüğünü, ümmet teşkilatıyla milletin birbirlerinden ayrıştığını savunuyordu. Dinin kendi öz alanı olan vicdan sahasına çekilip, önemini daha da arttırmasını, işlevselleşmesini isteyen Gökalp, işbölümü ve uzmanlaşmanın da katkısıyla toplum bütünleşmesinin en önemli unsurlardan birinin yine din olacağını öngörmekteydi. Kısacası Türk Laikleşmesi projesinde laiklik kesinlikle dinsizlik değildi. Mustafa Kemal, bu açılardan Gökalp'e katılmaktaydı. Durkheim'ın sosyolojik analizlerinin yanına, Max Müller'in Natüralizmi ile çeşitli pozitivist ve hukuki savları katan Atatürk, tarihsel çerçevesi bağlamında din sorununa şöyle yaklaşmaktaydı:


"İnsan önce tabiata, sonra cemiyete bağımlıdır. Tabiatın yaratığı olan insan, önce onun kanunlarına tabidir. Başlangıç devirlerinde insan korkular içinde yaşamıştır. Sonra iptidai insan kümelerinde ata korkusu, nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu, ata korkusu yerine geçen Allah korkusu, insanların hürriyetini engellemiş, kafalarında ve hareketlerinde hesapsız yasaklar yaratmıştır. Yasaklar ve hurafeler üzerine kurulan bu adet ve gelenekler, insanları düşünce ve harekette bağlamıştır. Ferdin hakiki hürriyeti söz konusu olmamıştır. Önce tabiatın sonra cemiyetin esiri olan insanın, bu esaretine -gökten kuvvet ve yetki alan birtakım adamlara esir olmak- eklendi. Hükümdarlıklar gücünü buradan aldı. Cemiyetler ve fikirler geliştikçe hürriyet fikri de gelişti. Tabii hak fikri oluştu. Her türlü hakkın kaynağının fert olduğu fikrine ulaşıldı. Hür ve sorumlu olan yalnız insandır. Böylece demokrasiye ve medeni topluma geçildi." Yukarıdaki fikirlere bakıldığında Atatürk'ün siyasal düşünceler tarihi hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğu görülebilir. Zira Mustafa Kemal'in açıklamaya çalıştığı bu evrim süreci, Siyasal Düşünceler Tarihi'nin çok önemli bir metodundan kaynaklanmaktadır ve uluslar arası bilim dünyasında topluluktan-topluma giden zaman diliminde insanın gelişmesi hala bu örüntü çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Bu arada özellikle sağ Kemalist ve milliyetçi aydınların önemli bir bölümü Osmanlı'nın zaten teokratik bir devlet olmadığını, millet sistemi ve azınlıklara karşı tutumda laik nüvelere rastlandığını haklı olarak öne sürmektedirler. Bu inanca göre, Osmanlı'da Gerileme ve Çöküş dönemlerinde Batı'ya karşı alınan mağlubiyetler karşısında bunalan Osmanlı aydını bir yandan Batı'nın temel kurumlarına yönelik reformlar yapmaya kalkışırken, diğer yandan da bu reformları sınırlı bir çerçevede tutarak ve dini bağnazlaştırarak, olumlu-hakim nüveyi yozlaştırmışlardır. Aynı yazarlar Atatürk'ün Laiklik ilkesini yorumlarken, Mustafa


Kemal'in Osmanlı'da yapılan göstermelik-yetersiz reformların çarpıklıklarını tespit ederek, Türkiye Cumhuriyeti'nde laikliğin tam anlamıyla modern içeriğe sokulduğunu ileri sürerler.

Atatürk ferdi hak ve hürriyetleri, maddi ve fikri hürriyet adı altında iki ara başlığa ayırdı. Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak ya da inanmamak, seçtiği dinin gereklerini yerine getirmek ve getirmemek, şahsine ait siyasal görüşleri savunmak serbestliğine sahip olmalıdır. Ona göre vicdan hürriyeti taarruz edilemeyen bir alandı.

Hatta Atatürk hayatta tek taraflı olarak aradığı ve arayacağı temel unsurun laiklik olduğunu bildirmektedir. Böylelikle laiklik, devrimin özü haline gelirken aynı zamanda kültürel, ulusal, dilsel ve tarihsel bir sorun boyutuna ulaşıyordu. Laiklik ilkesi uyarınca İslam'ın bertaraf edilmesi hedeflenmiyordu. Dinin siyasete alet edildiği ve bunun toplumun en gerici unsurlarınca yapıldığı tarihi vakaydı. Osmanlı döneminden beri dini siyasete alet ederek, durağanlaştırdıkları dinden kendilerine varlık alanı yaratmaya çalışan yobazlarla zamanın yöneticileri sıklıkla uğraşmak hatta çok şedit tedbirlere başvurmak zorunda kaldıkları bilinmekteydi.

O zaman din siyasetten mutlaka ayrılmalıydı. Birinci hedef buydu. İslam'a demokrasiyle, rejimle uyumlu hale gelecek yeni işlev yüklenmesi arayışları ikinci gayeydi. İslam, millî kültür ve toplumsal bütünleşme noktasında hep birleştirici temel faktör olarak kalacaktı ama eğitim, hukuk, devletin düzeni; tıpkı Batı'da olduğu gibi, dinin sahasından çıkartılacaktı. Tüm bunları hedefleyen bir kadronun ve liderin din düşmanı gösterilmesi, dinsizlikle suçlanması en basit bir tabirle, "mantıksızlık- haksızlık" olurdu. Ancak uygulamada görülen aksaklıklar, Laiklik ilkesinin uygulanmasına yönelik Batı'da yaşandığı gibi uzun düşünsel tartışmalar ve fikirler düzeyinin yaşanmaması ve halkın eğitimsizliği, bunun bazı eski rejim yanlılarınca kullanılması ile kimi Kemalist

yöneticilerin aşırı sert-zamansız tedbirleri Laikliğin en tartışılan, en çok eleştirilen uygulamalardan biri haline dönüşmesini sağladı. Tarihi, dip çalkantıları bağlamında ve eleştirel pencereden irdeleyen Mardin, laikliği Atatürk'ün liderlik vasıflarını da hatırlatarak şöyle ortaya koyuyor:

"Olan şey, Mustafa Kemal'in varolmayan, farazi bir varlığı, Türk Milleti'ni ayağa kaldırarak ona hayat vermesiydi. Onun girişmiş olduğu projenin gerçek boyutlarını bize veren ve düşüncesinin ütopyacı niteliğini ortaya çıkaran, olmayan bir şey için sanki varmış gibi ve onu var etme yolundaki kabiliyetidir. Göreve başladığı sırada Türk milleti, ne 'genel iradenin' ve ne de millî bir kimliğin kaynağı olarak vardı. O, aşırı ölçüde ihtiyatlı meslektaşlarından bir gelecek fikri ve bu fikri gerçekleştirmede taşıdığı arzu bakımından ayrılmaktaydı. 'Millet' ve 'Batı Medeniyeti', onun tasarısında gizli bir temel sağlayan iki şifre kelimeydi; bu stratejik noktadan değerlendirdiğimiz takdirde, onun dine yönelik tavrı tutarlılık gösterir. Atatürk'ün ideal bir toplum peşinde gösterdiği kararlılık, zamana ayak uydurmadaki büyük yeteneği ile çelişki teşkil etmez: Onun taktik çelişkilerini anlamlı kılan nokta, üzerinde dikkatini yoğunlaştırdığı taşandır.

Onun, istiklal hareketinin siyasi meşruiyet kaynağı olarak 'Büyük Millet Meclisi' kavramını kullanışında, siyasi dehasının ilk örneğini buluyoruz. Halife-Sultan, teorik olarak, İslam dünyasında en müessir gücü elinde tutan bir İslam topluluğunun -Osmanlı cemaatinin- önderi olmasından dolayı, iktidar kendisinde bırakılmıştı. Halife-Sultan makamını işgal eden kişi şimdi Müttefik Kuvvetleri'nin elinde esir durumunda olduğu için, artık hür bir vekil olarak hareket edememekteydi. Esas olarak imparatorluğun çeşitli dinî alt-gruplarına atfedilen fakat bu özel durumda İslam cemaati için kullanılan millet, meşruiyet kaynağı olarak, topluluğun hakimiyet haklarını yeniden

oluşturabilecekti."

Peki Cumhuriyet sonrasında özellikle Laiklik ve devrimler açısından nasıl bir yol izlendi? Sorunun cevabını, yine Mardin'den aktarıyoruz: "Bu hareketler için ne zaman mantıki bir sebep aransa, öne sürülen gerekçe 'Muasır medeniyetin icapları' idi. Bu, Mustafa Kemal'in 1920'lerde yaptığı birçok konuşmada izlenebilir. Bu mantığın en veciz ifadelerinden birisi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1931 tüzüğünde yer almaktadır. Yeni rejim, başlangıcından itibaren Büyük Millet Meclisi içinde bir siyasi partiyi, Cumhuriyet Halk Partisi'ni kurmak suretiyle taraftar toplamıştı. Bu parti, sonunda, Cumhuriyet içindeki siyasi anlatımın yegane meşru organı ve yeni Cumhuriyet rejiminin resmi ideolojisinin büyük bir titizlikle oluşturulduğu bir merkez olarak ortaya çıktı. Partinin 1931 yılı tüzüğü, dinin 'vicdani bir mesele' olması dolayısıyla, devletin dinî hayat içinde hiçbir rol almaması durumu olarak tanımlanan 'laiklik ilkesinin desteklendiğini belirtmekteydi." Böylelikle genç Türkiye Cumhuriyeti'nin sağlam temeller üzerinde yükseltilmesi yolunda ideolojik bir karakter de kazanan Laiklik, devrimin temel unsurlarından birine dönüşüyordu. Laiklik, 1937'de CHP'nin diğer yol gösterici beş ilkeyle beraber Anayasa'ya sokulacaktı. Ancak, laik bir toplum oluşturulması çabalan 15 yılı aşkın bir zaman içinde adım adım gerçekleştirilmiştir. Atatürk'ün sözlerinden, laikliğin taşıdığı mana ise şöyle verilebilir:

"Bilirsiniz: Bizi yanlış yola sürükleyen kötüler, çoğu zaman din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep 'şeriat' sözleriyle aldatılagelmişlerdir... Dinimizin bizden istediklerini öğrenmemiz için şundan bundan ders almaya, şunun bunun akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Atalarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bize dinimizin ilkelerini anlatmaya yeter... Hangi şey akla, mantığa, ulusun yüksek çıkarlarına uygundur,

biliniz ki o bizim dinimize uygun düşer.

Camilerin kutsal minberleri halkın dinle, ahlakla ilgili beslenme gerekçelerine en yüce, en verimli kaynaklardır. Bundan dolayı camilerin ve mescitlerin minberleri halkı aydınlatacak, ona yol gösterecek değerli konuşmaların kapsadıkları konuların halka açıklanmasını sağlamak yüce Din işleri Bakanlığı'nın önemli bir görevidir. Minberlerden halkın anlayabileceği dile ruh ve dimağa seslenmekle müslümanların varlığı canlanır, dimağı arınır. İmanı güçlenir, yüreği cesaret bulur. Ancak buna göre büyük hatiplerin taşıması gereken bilimsel nitelikler, özel yetenekler ve dünyada olup bitenleri kavrama çok önemlidir. Bütün vaiz ve hatiplerin bu dileğe hizmet edebilecek yetiştirilmesine Din işleri Bakanlığı'nın çaba göstereceğini umarım."

Ne var ki, bugün gelinen noktada gerek laik gerekse İslamcı kesimler Laiklik ilkesinin çok ötesine geçerek, olayı farklı boyutlarda tartışma yoluna girmişlerdir. Atatürk, Laikliği, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" ve ulusun fertlerinin özgürleşmesi zaviyesinden değerlendirmişti. Oysa günümüzün laik kesiminin bir kısmı, dini toplumun her alanından dışlayarak, toplumun Mustafa Kemal'le problem yaşamayan önemli bir kesimini de hedef alır noktaya sürüklenmiştir. Atatürk, dini saf dışı bırakmayı değil, onu devlet yönetimi, eğitim konularından ayrıştırıp kendi varlık alanının efendisi yapmak istiyordu. Atatürk, "Din afyondur" savına da katılmıyordu. Din kendi alanında hala en geçer akçeydi ve İslam'ın kendisiyle, özüyle çatışmaya girmek Mustafa Kemal'in aklına bile gelmemişti. O yüzden, "Din afyondur. Sağ hareketler eninde sonunda hurafelerin eteğine yapışırlar, bu yüzden de sağ kesimden aydın çıkmaz" şeklindeki sözler Atatürkçülük'ten ziyade, bu sözleri söyleyenlerin ideolojik takıntılarını ortaya koymaktadır.

Öte yandan, Atatürk'ü sözüm ona din düşmanlığıyla suçlayan, dinin elden gittiğini savlayan İslamî kesim, hatanın çok daha büyük kısmını yüklenmiş durumdadır. Öncelikle Mustafa Kemal'in yukarıda açıklanan fikirlerini, hedeflerini değerlendirdikten sonra Türkiye Cumhuriyeti liderini hala "din düşmanlığı"yla suçlamanın iki nedeni olabilir. Birincisi okuduğunu anlamamak, ikincisi yalan ve karalamalarla dini açıkça siyasete alet etmek. Laikliği dinsizlik olarak algılayan bu kesim, dinin asıl özelliklerini kendi çıkarları doğrultusunda açıkça çarptırmaktan kaçınmadığı gibi, bütün insanların kendilerinin doğru kabul ettikleri yönde yaşamalarını dayatarak insanları baskı altına almak ister. Yaşar Nuri Öztürk, din adı altında sergilenen, pankartlara yazılıp, edebiyatı yapılan bu taleplerin Kuran'dan esinlenerek alınmadığını kaydetmektedir. Yine Öztürk'e göre Kuran'ı değil gelenekleri kutsallaştırarak yaratılmak istenen bu hurafeler dininden kaçınılmalıdır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-09, 01:07   #9
 
>Ferik ve Bulut< üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Eki 2008
Yaş: 36
Mesajlar: 1.532
>Ferik ve Bulut< Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

Sevgili keticiğim meleğim, daha önce başka arkadaşlara da söyledim sana da söylüyorum bir konu açıldı altına bir şeyler yazılmadı diye o konuyla ilgilenilmiyor anlamına gelmez
Bunu böyle belle iki gözümün kelenbeği

Sen konunu aç okuyan okur okumayan okumaz yorumunu yapan yapar katkıda bulunan bulunur bulunmayanın da canı sağolsun değil mi canım benim
Sıkma canını sen işine bak
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-09, 01:24   #10
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

sevgili melendur,eline,bileğine kalemine sağlık..teşekkürler.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-09, 01:26   #11
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Smile Cvp: laiklik

>Ferik ve Bulut< tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
Sevgili keticiğim meleğim, daha önce başka arkadaşlara da söyledim sana da söylüyorum bir konu açıldı altına bir şeyler yazılmadı diye o konuyla ilgilenilmiyor anlamına gelmez
Bunu böyle belle iki gözümün kelenbeği

Sen konunu aç okuyan okur okumayan okumaz yorumunu yapan yapar katkıda bulunan bulunur bulunmayanın da canı sağolsun değil mi canım benim
Sıkma canını sen işine bak
doğru diyorsun,isteyen okur istemiyenin canına sağlık.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-09, 02:28   #12
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

Tam bağımsızlık,ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.biz dünya medeniyeti içinde bulunuyoruz.medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.ey millet!yi bilinizki,Türkiye Cumhuriyeti,şeyhler,dervişler,müritler,meczuplar memleketi olamaz.en doğru,en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.ey yükselen yeni nesil,istikbal sizindir.cumhuriyeti biz kurduk. onuyükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.
M.KEMAL ATATÜRK
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-09, 16:21   #13
 
keti üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Mesajlar: 368
keti Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

melendur,hepimizin hislerine,düşüncelerine tercüman olmuş,şu yazıyla! kutlarım.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-09, 17:33   #14
 
meneldur üyesinin avatarı
 
Üyelik Tarihi: Oca 2009
Yaş: 35
Mesajlar: 885
meneldur Çevrimdışı
Varsayılan Cvp: laiklik

keti tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
melendur,hepimizin hislerine,düşüncelerine tercüman olmuş,şu yazıyla! kutlarım.
teşekkür ederim. konuyu açmasan bu yazı biraz zor gelirdi buraya ama yazan kişinin hem eline hem kalemine hemde beynine sağlık diyorum. ayrıca zorlama kendini melendur değil.
  Alıntı Yaparak Cevapla


Cevap Yaz

Konu Araçları



Saat 20:14.

Reklam
© Copyright 2008 Mihav.com
Creative Commons Lisansı
x


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198